The Sarah Connor Chronicles
MuratbanK:
The Sarah Connor Chronicles
The Sarah Connor Chronicles Season (Sezon) 1 Download / İndir
Tüm LinKlerin Bulunduğu The Sarah Connor Chronicles Sezon 1 e Özel Konu:
The Sarah Connor Chronicles Season (Sezon) 2 Download / İndir
Tüm LinKlerin Bulunduğu The Sarah Connor Chronicles Sezon 2 ye Özel Konu:
MuratbanK:
Terminator The Sarah Connor Chronicles ile ilgili tüm yorumlarınızı, görüşlerinizi, isteklerinizi, önerilerinizi ve şikayetlerinizi bu konuya mesaj yazarak belirtebilirsiniz.
Linkler, tarafımdan; hiçbir sitede olmadığı kadar düzgün ve ulaşılır hale getirildi. 2 saat hangi sezonun hangi bölümü nerde diye aramaya gerek kalmayacak. şu ana kadar sezon 1 bölüm 1-2-3-4-5-6-7-8-9 (tüm sezon) ve sezon 2 bölüm 1-2-3-4-5-6-7-8-9 düzenlendi. Sezon 2 Bölüm 10 çıkmak üzere. En kısa sürede hazır hale getirilecektir.
Capslar tamamen bana aittir. isteyen istediği yerde kullanmakta serbesttir :)
Konunun ilk mesajındaki
Kod:
The Sarah Connor Chronicles Season (Sezon) 1 Download / İndir
Tüm LinKlerin Bulunduğu The Sarah Connor Chronicles Sezon 1 e Özel Konu:
http://www.hackbank.gen.tr/index.php/topic,31113.0.html
The Sarah Connor Chronicles Season (Sezon) 2 Download / İndir
Tüm LinKlerin Bulunduğu The Sarah Connor Chronicles Sezon 2 ye Özel Konu:
http://www.hackbank.gen.tr/index.php/topic,31112.0.html
linkleri aracılığıyla Sezonlara gidip bölümleri, kotanıza, zamanınıza ve kalite isteğinize göre istediğiniz formatta indirebilirsiniz.
MuratbanK:
terminator 2 den sonra daha tek sahne çekemezler diye düşünürdüm. hep Sarah Connor ı torunlarını severken ve örgü örerken hayal ederdim :)
ama terminator 2 teki T-800 101 in de dediği gibi: "Kendinizi yok etmek doğanızda var."
Her ne kadar T-3 ü terminatörden saymasam da T-X için izlenir :P
neyse önemli değil.
şimdi en önemli konu şu: Zaman yolculuğu... bu konuda 3-5 araştırmada bulunmuştum gençlik yıllarımda.
e=m.c2
Albert Einstein'ın teorisine göre: Geleceğe yolculuk mümkündür. şöyle ki: ışık hızına yakın bir hızla giden bir araçla uzayda dünyadan uzak bir yerde yolculuk yapan birisi zaman yolculuğu yapar. ancak öyle zurnanın zırt dediği yerde 20-30 yıl sonrasına gidemez. ışık hızındaki yolcu için zaman dünyadakine göre daha yavaş geçer. örnek vermiş Einstein: yeni doğmuş ikiz bebeleri alıp birisini ışık hızıyla giden bir rokete bindirip uzaya yolluyor. diğeri ise dünyada kalıyor. 10 dünya yılı sonra uzaydaki bebenin roket dünyaya geri dönüyor. ve görülüyor ki: dünyadaki bebe 10 yaşında ama uzayda yolculuk yapan bebe 1,5 yaşında. yani uzaydaki bebe 8,5 yıl geleceğe yolculuk yapmış oluyor.
Einstein'a göre geçmişe yolculuk da teorikte mümkün ama pratikte imkansızdır. çünkü geçmişe yolculuk için en başta ışık hızının geçilmesi gerekiyor. diyelim ki ışık hızı geçildi. burda hep ilkokul yıllarımızdaki soru durumu oluşuyor: ışık hızından daha hızlı giden bir arabada farları açarsak ne olur? farları açsak bile ışık yine de bizim ışık hızından hızlı giden araçtan önde gider. ancak burdaki tek sıkıntı bu aracın gölgesi yanımızda mı gider yoksa geri de mi kalır? buna hiçbir bilim adamı cevap verebilmiş değil.
her neyse kafamız fazla karışmasın. bu zaman yolculuğu olayı çok çetrefilli bir mesele.
gelelim Terminator dizimize: Lena Headey, Sarah Connor rolü için biçilmiş kaftan. ama her ne olursa olsun Linda Hamilton'ın eline su bile dökemez. Dizide Cameron'ı gereğinden fazla güvensiz buluyor. Aslında haklı da. Bana göre Cameron, John'u korumanın çok daha ötesindeki bir sebeple gönderildi. Gelecekte Alison ile Cameron arasındaki konuşmalardan çıkarttığım kadarıyla; Cameron, Alison hakkında her şeyi öğrenip direnişin arasına sızıyor ve mahsus direnişçiler tarafından ele geçirilmeye izin veriyor. böylece John'un güvenini kazanıp geçmişe Skaynet'in yapılacağı zamanlara Skynet tarafından gönderilirse her şeyin alt üst olacağı zamana John tarafından gönderilmesini sağlıyor.
Burda bir noktaya değinmek istiyorum: Allison Young değil. Alison Young. tek "L" var. İster Türk ister yabancı her yerde her sitede Allison diye geçiyor ama Alison. inanmayan sezon 2 bölüm 4 te zaman: 16:15-16:20 arasını tekrar izlesin. orda Jody denilen bir kızla kimsesizler evi gibi bir yere girerlerken Cameron, isim hanesine Alison Young yazıyor. Summer'ın yazdığı esastır benim için :)
bir noktaya daha değinmeden geçemeyeceğim burda: Cameron gelecekte Alison'u en sonunda boynunu kırarak öldürüyor. acaba gerçekten çldürüyor mu? bence hayır öldür(e)müyor. Çünkü bölümün en sonunda Cameron, aynı yöntemle Jody denen kızın boynunu kırdı ama Jody ölmedi. demek ki gelecekteki Alison da ölmedi. bir şekilde bu Alison la Cameron birleşti tek vücut oldu. açıklamasını yapamam ama bunu ilerleyen bölümlerde mutlaka öğreniriz.
konuyu dağıtmayalım. Cameron ın modelinin T-OK715 olduğunu ancak Unknown yani bilinmeyen bir cyborg modeli olduğunu biliyoruz. muhtemelen türünün ilk ve tek örneği. o kadar ileri düzey bir sızıcı ki istediğinde yemek yiyebiliyor, ağlayabiliyor. bu arada yediği yemekleri nasıl çıkarıyor acaba. sindirim sistemi de mi var bunun :P yoksa egzos gibi bir şeyi mi var arabalar gibi :)
Cameron için Summer Glau mükemmel bir seçim olmuş. Skynet biliyor arkadaş bu işi Böyle bir robotum olacak da John gibi o Riley midir nedir o kıza bakacağım öyle mi
Tabi burda şu da var ki: John ile Cameron aşkı olamaz. her ne kadar Cameron insani duyguları varmış gibi davransa da eğer Alison ile ilgili ciddi bir organ nakli (kalp, beyin) filan yapmamışlarsa sonuçta o bir makine ve duyguları olamaz. en fazla taklit edebilir. hem Cameron cum sen robotsun lan. git adam filan öldür. nedir o öyle aşık olma paradoksları neyim. terminatorsun ulan sen :)
sezon 2 bölüm 6 da Dr. Sherman için gelen Terminator hatunu bizim Cameron öyle bir paket yaptı ki ben emin oldum ki Cameron normal bir termiden çok daha üstün yeteneklere sahip. ancak Cromartie denilen T-888 ile ilgili ciddi sıkıntıları var. onunla girdiği çatışmalardan tam anlamıyla galip çıkamıyor. gerçi adana dürüm yaptığı hatun termi ile Cromartie arasındaki boy farkını hesaba katmak gerek. Dr. Sherman diyordum. o terminator gelecekten Dr. Sherman'ı öldürmek için gönderildi bence. çünkü Dr. Sherman her ne kadar Skynet'in yaratılmasında tesadüf mesadüf önemli bir etken olacak gibi görünse de gelecekte Skynet'in başına en büyük belalardan birisi olacak John Connor'ın yanında. tahminimce de Cameron'un yapılmasında önemli bir rol oynayacak. yoksa Skynet bir insanı korusun diye kimseyi yollamaz robotlarından birisi için. ama o termiyi paket yaparken defalarca izlediğim Cameron u çok takdir ettim. Skynet iyi iş çıkarmış Cameron ile
T-1 de Kyle Reese e soruyordu polisler: neden John'u geçmişte öldürmeye çalışıyor bu robotlar diye. o da diyordu ki : "Skynet kendini yok etmeye zorlanıyordu. John'u öldürmek artık bir işine yaramaz. o nedenle doğmadan önce öldürmek istiyor" ve T-3 te de filmin sonunda John diyordu ki: "Skynet kapatılamıyordu. bir fişi yoktu, çekilemiyordu. Cyber uzaydaki bir yazılımdı Skynet". e madem Skynet bir yazılım, bırakın bizim Türk hacker lar hacklesin bunu. ne gerek var o kadar robotla mobotla uğraşıyorsunuz. hem madem John filmin veya dizinin pek çoğu yerinde geçtiği gibi iyi bir hacker neden Skynet'i hacklemiyor. yoksa hackliyor da çok büyük bir üne kavuşmak için insan ırkını yok etmeye kendisi mi programlıyor. sonuçta John doğduğu günden beri hep terminatorlerden kaçtı durdu. bu yaştan sonra bir baltaya sap olamaz. işsiz güçsüz gezeceğime Skynetle savaşırım diye mi düşünüyor. yoksa ben paranoyakça mı düşünüyorum :)
bir de John Connor ı tüm filmlerinden ve dizilerinden izlediğim kadarıyla en ufak bir liderlik özelliğine sahip olmadığını görüyorum. lider olunmaz, lider doğulur. belki John kadar paranoyakça bir yaşamın ardından bazı liderlik özellikleri kazanılabilir ama doğuştan liderlik yeteneği olmayan hiç kimse milyonları peşinden sürükleyemez. ve benim görüşüme göre: John Connor da liderlik yeteneğinin zerresi bile yok.
Cameron, bu dizinin sonunda Skynet için gerçekten çok önemli bir şey yapmak üzere programlanmış bence. ama insan duygularının farkına varacağı için bunu John için yapmayacak bence. T-2 de en sonda Sarah Connor ın dediği gibi: "eğer bir yok edici insan hayatının değerini öğrenebiliyorsa belki bir gün biz de öğreniriz". Cameron da öğrenecek insan hayatının değerini ve kendini feda edecek. yoksa aşk meşk olaylarına girerse Cameron çok üzülürüm. ben bu kadar ileri düzey bir sızıcının aşk meşk olaylarına girdiğini görmek istemiyorum. Ama Sarah Connor, Cameron'a bu kadar artistçe davrandıktan sonra da ona kanseri bulaştırmadan giderse Cameron'a çok yazık olur. T-1001 le kapışacağı bölümü de sabırsızlıkla beklemekteyim.
bir de bu Skynet'i anlamış değilim. madem bu kadar robotunu geçmişe gönderebilecek kadar bol miktarda zaman makinesi yaptın ve John'u öldürmek senin için bu kadar önemli, yapsana T-3 teki gibi 100 tane T-X. gönder bütün T-X leri geçmişe bak bakalım John ne yapabiliyor. Skynet de John Connor la gelecekte savaşmaktan memnun demek ki :)
hep düşünüyor ve merak ediyordum: bu terminatorlerle nasıl başa çıkabiliyor insanlar gelecekte diye. sonuçta geçmişe gönderilen terminatorleri yok etmek için inanılmaz çabalar harcıyorlardı. hem de sadece 1 tanesi için. gelecekte bunlardan milyonlarcası var. nasıl hallediyorlar diye. bu soruma yanıtı sezon 2 bölüm 5 te Derek Reese in yok ettiği T-888 cevap verdi. Derek i takdir ettim. harbiden gelecekte nasıl başa çıkabildiklerini açıkça ortaya koydu.
konuyu fazla mı dağıttım nedir :) şöyle bir toparlayayım: Cameron, Skynet tarafından John'un güvenini kazanarak belli bir amaç doğrultusunda geçmişe gönderilmesi planlanmış bir terminator. John Connor, zerre liderlik yeteneği olmayan bir bebe. Sarah Connor, eğer ileride bir direniş lideri olacaksa o lider olabilecek yegane insan. tek eksiği Cameron'u sevmiyor. Cameron'dan iyi gelin mi olur :) Derek Reese, terminatorlerle savaşmayı bilip bilebilecek en üstün özellikli insan. tek sorunu yine Cameron'la ilgili bir yaşantısı var olumlu veya olumsuz olarak. nedir bu Cameron'un çektiği. insan olsa çatlardı şimdiye. iyi ki robot. lütfen aşk meşk olaylarına girmesinler Cameron la John.
son olarak değinmek istediğim en önemli nokta: TURK adlı bilgisayar. neden o pc nin adını Andy Goode, TURK koydu. cavebı basit aslında: sene 1700-1800 aralarında bir yerlerde Türklerin yaptığı bir satranç bilgisayarı var. çalışma prensibini kimse anlayabilmiş değil o zamanlar. bu makine, Avrupa'da pek çok satranç üstadıyla satranç oynamış ve hemen hemen hepsini kazanmıştır. o zaman ki tahminlere göre bu makine, içindeki bir takım sensör benzeri cihazlarla karşı tarafın hamlesini algılıyor ve bazı piston kolları aracılığıyla karşı hamle yapıyordu. çalışma prensibi buydu. ama işin aslı bu makine bir yangında yanıp kül olduktan sonra artaya çıktı: makinenin içine çok iyi derecede satranç oynamayı bilen bir yeniçeri veya ona benzer birisi konulmuştu ve aletin içindeki mekanizmalar sayesinde karşı tarafın hamlesini görüp karşı hamle yapabiliyordu. bu nedenle de Terminator deki satranç bilgisayarının adını TURK koymuş olmalılar diye düşünüyorum.
Türk (satranç otomatı)
Satranç Oynayan Otomat (Turk), 1769 yılında 6 ay kadar bir sürede yapılıp 1770'de ilk kez İmparatoriçe Maria Theresa için sergilendiğinden beri bu konu tartışılmıştır. Otomat Viyana'da İmparatoriçe Maria Theresa'nın hizmetinde çalışan yetenekli mekanikçi Wolfgang von Kempelen tarafından yapılmıştır.
İmparatoriçe Maria Theresa için yapılan bu otomat, 120 cm uzunluğunda, 105 cm genişliğinde ve 60 cm yüksekliğindedir. Akçaağaçtan ve üzerine satranç tahtası çizilmiş tekerlekli bir kabinet önünde oturan bıyıklı, sarıklı ve pelerinli bir Türk figüründen oluşuyordu. Öndeki kapak açılıp dolabın ve Türk'ün içine bakıldığında irili ufaklı pek çok kaldıraç, makara ve başka karmaşık mekanik sistemler görülebilmekteydi.
Kurularak çalışan Türk, karşısındaki gönüllüyle satranç oynamaya başladığında, gözleri satranç tahtasını tarıyor, başını arada bir sallayıp satranç taşlarını eliyle hareket ettiriyordu. Yaptığı işler bunlarla da kalmıyordu; pek çok oyunda rakibini yenmeyi de başarıyordu. Yaptığı hamlenin bittiğini başını üç kez sallayarak belirten otomat, maç sonrasında seyredenlerden gelen soruları satranç tahtasının yanında bulunan özel bir tepside harfleri birleştirerek yanıtlayabiliyordu.
Türk’ü izleyenler onlarca yıl boyunca onun sırrını çözmeye çalışmışlardı. Bazıları çok ilginç teoriler üretmişler ve bu açıklamalara gazetelerde geniş yer verilmişti. Bir teoriye göre satranç taşlarının içine yerleştirilen mıknatıslar sayesinde Türk taşları oynatıyordu. Bir başka teori ise kuklanın içine bir çocuğun girmiş olduğunu savunuyordu
Dr. Gamaliel Bradford ve ünlü yazar Edgar Allen Poe en akılcı çözümleri üretenler olmuştu. Edgar Allen Poe, otomaton hakkında yazdığı "Maelzel's Chess" adlı tanıtım yazısında Mekanik Türk'ü şöyle tasvir ediyordu:
“ Oyunu kazanmadan önce kafasını bir zafer edasıyla sallıyor, kendini beğenmiş bakışlarla etrafına göz gezdirdikten sonra sol kolunu herzamankinden daha geriye çekiyor ve parmaklarını bir süre dinlendiriyor. ”
Tabii söylenenlerin hepsi sadece teori bazında kalıyordu, kimse Türk'ün nasıl işlediğini ispatlayamıyordu. Türk'ün sahibi olan kişiler ve yakın çevresi de sırrı saklama konusunda çok kararlı davranıyorlardı, bu sayede uzun yıllar boyunca Türk'ün gizemi insanları ona çekti. Tabi bu sayede sahiplerine de bir miktar para kazandırdı.
Kempelen 1804'de Viyana'da öldükten sonra otomat birkaç kez el değiştirdi ve son olarak Beethoven'in yakın arkadaşı Johann Maelzel adlı bir makine mühendisi show-man'in eline geçti.[kaynak belirtilmeli] Daha sonraları ilk metronomu yapacak olan Maelzel, otomatı Kempelen'in oğlundan satın almıştı. En büyük ününü bu dönemde kazanan otomat, 1809'da Napolyon'la da oynadı.
1817-1837 tarihlerinde tüm Avrupa'yı ve Amerika'yı gezen otomat, çalışma mekanizması ve topluluklar üzerinde yarattığı etki nedeniyle birçok kitap ve makaleye konu oldu.[kaynak belirtilmeli] Bunlardan en önemlisi Edgar Allen Poe'nun Kempelen hakkında yazdığı makaledir.
Satranç oynayan Türk hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler içeren The Turk, Chess Automaton (Gerald Levitt) adlı kitapta, otomatın oynadığı ve içinde Napolyon'un oyunun da olduğu 52 adet oyunun ayrıntılarını bulmak mümkündür.[kaynak belirtilmeli] Bu oyunların detayları, otomat 1820 yılında Maelzel'in Londra'daki gösterileri sırasında bir arkadaşı tarafından kaydedilmişti. Bu yılı kapsayan, 1787-1837 yılları arasında otomatın içindeki kişi Jacques-François Mouret'ti.
Uzun süreler nasıl çalıştığı üzerinde fikirler yürütülen otomatın içinde satrançta oldukça tecrübeli biri vardı. Kempelen'in ustalığı da seyredenlerin düşündüğü gibi bir makineye satranç oynatmasında değil, kutunun içinde hiçbir şekilde görebilme olanağı olmayan birine satranç oynatabilmesidir. Makinenin içi seyirciye gösterildikten sonra satranç ustası kutunun içine giriyor ve mum ışığında iki büklüm bir şekilde hem karşısındaki oyuncunun yaptığı hamleleri takip edebiliyor hem de otomatı yönetip karşı hamleleri yaptırabiliyordu.
Mekanik Türk'ün sırrı, mekanizmanın bulunduğu kabinin içindeki bölümlerin katlanabilir olmasına ve mekanizmanın önden görüldüğü gibi kabinin tamamını kaplamamasında yatıyordu.
Kabin içinde, operatörün oyunu takip etmesine yardım eden ikinci bir satranç tahtası daha vardı. Otomatın oynadığı ana satranç tahtasının altında, her karenin altında zemberek şeklinde bir mekanızma ve her taşın altında da bir mıknatıs bulunuyordu. Bu sistem sayesinde kabin içindeki oyuncu hangi taşın hangi kareye oynadığını takip edebiliyor ve ikincil satranç tahtasında yaptığı hamleleri ana tahtaya bildiren özel düzeneği kullanarak Mekanik Türk'ü hareket ettirebiliyordu.
Bir söylentiye göre Kempelen gösterileri sırasında kazandığı paranın büyük bölümünü çok zor olan bu işi üstlenen kişiye vermek zorunda kalmıştır.[kaynak belirtilmeli] Kempelen, satranç oynayan Türk'ün içinde bir insan saklaması ve toplulukları kandırması nedeniyle birçok mekanikçi ve bilim adamı tarafından şarlatanlıkla suçlanmıştır.
Kempelen'in 1804'teki ölümünün ardından Mekanik Türk elden ele dolaştı ve Johann Maelzel'e ulaştı.O zamana kadar bunun bir aldatmaca olduğundan şüphelenenler çıksa da işin sırrı yıllar boyunca tam olarak ortaya çıkmadı.
1809'da Napoleon Bonapart'ı yenen Mekanik Türk, satranç zaferlerine Fransa ve İngiltere'de devam etti. 1820'de bilgisayarın babası sayılan Charles Babbage ile bir maç yaptı.
Artan borçları yüzünden Maelzel Avrupa'yı terk ederek Amerika'ya doğru yola çıktı.[kaynak belirtilmeli] ABD'de başarılı bir turne gerçekleştiren Maelzel, Güney Amerika'da bunu sürdürmeyi düşündü ve Mekanik Türk'ü Küba'ya götürmeye karar verdi. Küba'da, sekreteri ve sırdaşı (ve büyük ihtimalle Mekanik Türk'ün içindeki adam olan) satranç ustası William Schlumberger öldü. Güney Amerika'da iflas eden Maelzel ABD'ye dönüşte kabininde ölü olarak bulundu ve cesedi denize atıldı.
Kendisine ün kazandıran iki önemli otomatı dışında Kempelen çok farklı konularda da çalışmıştır. Bratislava Kalesi'ne su taşıma sistemi, bugün halen kullanılmakta olan Tuna nehrinin üstündeki sarkaç şeklindeki köprü, görme yeteneğini kaybeden müzisyen ve yazar bir arkadaşının çalışmalarını yazabilmesi için geliştirdiği körler için yazma makinesi buluşlarından bazılarıdır. İmparatorluk güzel sanatlar akademisinin üyesi olan Kempelen'in el yazması gravürleri ve çizimleri de mucidin kayda değer bir sanatçı olduğunun göstergesidir.
Mezata çıkarılan Mekanik Türk'ün yeni sahibi Doktor ve Cerrah John Mitchell oldu. Bir kulüp kuran Mitchell, burada kulüp üyelerine ücret karşılığı Mekanik Türk'ün sırlarını göstermeye başladı. Önceleri ufak bir şöhrete kavuşsa da Maelzel kadar başarılı bir şov adamı olmadığı için otomatı 1854 yılında Filedelfiya'daki bir müzeye bağışladı. Yapımından 85 yıl sonra Mekanik Türk "Büyük Filedelfiya yangını"nda yandı ve tarihe karıştı. Mitchel'in oğlu, Mekanik Türk'ün sırlarını açıkladığı bir kitap yayınladı. Tarih boyunca 15 satranç uzmanı ve ustası Mekanik Türk'le karşılaştı, hakkından birçok kitap ve makale yazıldı. Fakat hiçbiri Mekanik Türk'ün sırrını tam olarak ortaya koyamadı.
1828'de Maelzel'in ölümünden sonra Philadelphia'da küçük bir müzeye konan otomat 1854'te çıkan bir yangın sonucunda tamamen yanmıştır.
Mekanik Türk isimli Tom Standage tarafından yazılmış kitap da 2004 yılında Saga Yayınları tarafından Gülenbilge Zanardi çevisiyle yayınlanmıştır.
Dönemin Türk kültürünün Avrupa'da ilgi çekmesi ve Avrupa'nın büyük bölümünün Türk akınlarından nasibini alıp, uzun süre Türk egemenliği altında yaşaması nedeniyle toplumsal bellekte yer edinen, güçlü Türk imajı buna neden gösterilebilir
umarım yazdıklarımdan sıkılmamışsınızdır. tabi okuduysanız :) kendi çapımda karınca kararınca bir şeyler çiziktirmeye çalıştım sadece.
MuratbanK:
bu arada Cameron umuzun insan hali olan ismiyle irdeledim de resmi sitesi de dahil her yerde Allison Young diye geçiyor ama değil. Alison Young olacak. sezon 2 bölüm 4 te Jody denen kızla kimsesizler yurdu gibi bir yere giriş yaparken bilgilerini doldururken Alison Young yazıyor ki benim için Summer Glau nun yazdığı esastır. işte ispatı resimde:
MuratbanK:
SKYNET geliyor. buyrun ilgili yazı:
MAVİ BEYİN PROJESİ
Bilim adamları anlaşılması en güç bilimsel kavramlara çözüm getirmek için bilgisayar modellerinden yararlanır. Evrenin kökeni, atomların davranış şekilleri ve dünyada iklimin geleceği bu kavramların başında geliyor. Son günlerde üzerinde en fazla konuşulan deney insan beyninin işleyişi ile ilgili bir bilgisayar modeli üzerindeki çalışmalar. İsviçre, Lozan'daki Ecole Polytechnique Federale'deki Beyin Akıl Enstitüsü'nden sinirbilimci Henry Markham , son 15 yılını canlı fare beynindeki hücrelerin haritasını çıkartma ayırdı. Sonuçta nöron bazında beyin simülasyonunu yarattı. IBM'den aldığı destekle, 100 milyar nörona sahip sanal bir insan beyni yaratmayı umut eden Markham, 2015 yılına kadar bu beyni çalıştırmayı planlıyor. Projeye Blue Brain adı verilmesinin nedeni IBM'in takma adının Big Blue olması.
Bilim adamları şimdilik, belleğin çalışması veya beyin hastalıkları gibi beynin işleyiş tarzını henüz tam anlamıyla kavramış değil. Markham'ın modeli elektronik olarak gerçek bir beynin biyolojik davranışlarını yansıtacak. Model ayrıca, sıra dışı fizyolojileri araştırmak için esnek bir yapıya sahip olacak. Elde edilecek veriler daha sonra bilgisayar görüntüleri üzerinden yorumlanacak.
IBM, bu kadar çok sayıda veriyi işleyebilmek için yalnızca bu deneye özel bir süperbilgisayar geliştirdi. Saniyede 22 trilyon operasyonu işleyebilecek kapasitede olan bu bilgisayardan yararlanan Markham, "neokortikal kolon" modeli yaratmayı başardı. "Beynin mikrodevresini üretmeyi başardık" diye konuşan Markham, "Bundan sonra yapacağımız tek şey bu modelin ölçeğini büyütmek" diyor.
Blue Brain ekibi başarılı olursa, bilim adamları ilk kez insan beyninin anlamlı fiziksel bir modeline sahip olacaklar. Bu aşamada şu soruya yanıt aranacak: "Beynin tüm işlevlerine sahip sanal bir beyin kendi düşüncelerini yaratacak yeteneğe sahip olabilecek mi?". Markham bu konuda henüz kesin bir şey söyleyemiyor. Ancak Blue Brain'in kendi kararlarını vermesini bekliyor. Bunun da "bilinç"in yaratılması anlamına geldiğine işaret eden Markham, "Tüm beyni inşa ettiğimiz zaman, eğer bilinç ortaya çıkarsa, bilinci sistematik olarak inceleme şansını elde edeceğiz" diyor.
gerçi bu heriflerin bulmasına gerek yok. az kaldı; ben 2 yi bulmak üzereyim. 2 yi bulduğumda ilk işim Skynet i yapıp ardından Skynet in, Cameron u yapmasını sağlamak. Cameron, benim olacak :Pp
Navigasyon
[0] Mesajlar
[#] Sonraki Sayfa